Sustukça Kaybolma

Bazen konuşamayız, anlatamayız kendimizi, kelimelere dökemeyiz aklımızdan geçenleri. Sessizlik hâkim olur dakikalara, bazen de saatlere, aylara, yıllara. Aslında vardır dinleyenimiz ama yoktur anlatmaya gücümüz. Bazen de korkarız anlatmaya, çekiniriz anlaşılmamaktan, endişeleniriz yargılanmaktan ve susarız yine.

Çok tuhaftır ki mutlu olduğu zaman da susar insan. Hayalini gerçekleştirdiğinde anlatmaz yanındakilere. Heyecanını paylaşamaz, atar içine. Yine korkmuştur karşısındakini üzmekten, güzel anlarını paylaşınca onları kırmaktan ya da nazardan.

Ha, bir de şey vardır: “Anlatsam ne değişecek ki?” çaresizliği. Onlar çoktan kabullenmiştir sessizliğin kazandığını.

Kısaca, duyguları karşısında benzerdir insan. Susmayı seçer, sessizliği hâkim kılar. Bu davranışın doğruluğu tartışılır. Bana soracak olursan insan anlatmalı, bir de gerçekten dinleyeni varsa durmamalı. Çünkü kelimelerimiz ruhumuzun dışarı açılan pencereleri gibidir. Biz her sustuğumuzda pencereler kapanır, içerisi havasız kalır ve karanlığa boğulur. Sessizlik, teslim olmaktır. Oysa anlatmak, “Ben buradayım.” demektir. O yüzden insan açmalıdır pencerelerini, girmemelidir karanlığa, teslim olmamalıdır sessizliğe. Her anı için bağırmalıdır hayata, “Ben buradayım!” diyebilmelidir…

Gerçi bunun ne kadar farkında olsak bile bazen konuşamayız, dudaklarımızdan çıkamaz kelimelerimiz. Biliriz anlatmamız gerektiğini, biliriz bizi dinleyecek olduklarını ama yine de yapamayız.

O yüzdendir ki insan bazen yazmalı. Aklına gelenleri, düşündüğü şeyleri, üzüldüğü anları, hayalini kurduklarını, mutluluklarını… Zamanı geldiğinde de oturup okumalı onları. Sonra tekrar okumalı ve sonra tekrar, daha yüksek sesle. Ardından almalı karşısına dinleyenini, bir kere de ona okumalı yazdıklarını. İsterse bir kere daha.

Her okuduğunda fark etmeli sesinin daha da gür çıktığını. Her okuduğunda anlamalı hayatta olduğunu. Bu sayede insan öğretir dudaklarına kelimelerin nasıl çıkması gerektiğini, öğretir kendine yargılanmaktan endişelenmemesi gerektiğini, anlaşılmamaktan çekinmemesi gerektiğini. Anlar artık mutluluklarının paylaştıkça arttığını. Kurtulur çaresizliğinden ve kazanır sessizliğe karşı savaşını.

Korkma anlatmaktan anlaşılmamakt. Çekinme paylaşmaktan, vazgeçme kendi sesini duymaktan. Sessizliğe kazandırma savaşını.

Merak etme, dinleyenlerin burada. Kelimelerine yer açmak, kendi sesini bulmana eşlik etmek için dinleyenlerin her zaman burada.

Unutma, her sessizlik yalnızlık olmak zorunda değil. Bazen kendi sesini bulmak, seni dinlemeye hazır birinin varlığıyla başlar.

Biz hazırız, ya sen?

Yazar

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Kişisel durumunuz için bir uzmanla görüşmeniz en doğrusudur.

Bu yazı size tanıdık geldiyse

Kısa bir ön görüşmeyle konuşmaya başlayabiliriz.

Bunlar da ilginizi çekebilir

  • Ben gerçekten kimim?

    Ben gerçekten kimim?

    Bizler hayatımız boyunca birbirinden farklı şeyler yapar, birçok şeyi öğrenmek için çaba gösteririz. Okullar bitirir, şehirler gezer, meslekler dener, yeni…

  • Eğitimin önündeki en büyük engel, alay!

    Ne demek alay? Ve neden eğitimin önünde en büyük engel? Alay: Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik…

  • Soralım… Öğrenelim…

    “Ben birine bir şey öğretmeden önce, onunla ilgili nasıl soru sorulacağını öğretirdim.” Diyor bir düşünür. Ne güzel de demiş öyle…