Bizler hayatımız boyunca birbirinden farklı şeyler yapar, birçok şeyi öğrenmek için çaba gösteririz. Okullar bitirir, şehirler gezer, meslekler dener, yeni insanlar tanır ve sayısız bilgiyle karşılaşırız. Çevremizdeki insanları ve hayatı anlamaya çalışırız. Peki sen, tüm bunları yaparken bir gün durup kendine hiç şu soruyu sordun mu: Ben gerçekten kimim? Hayatım boyunca verdiğim kararların, yaptığım davranışların ve hissettiğim duyguların ne kadarının farkındayım? Her gün aynaya baktığımda gördüğüm kişiyi ne kadar tanıyorum? Hiç düşündün mü; bazı sözler neden seni derinden yaralarken bazılarını kolaylıkla unutabiliyorsun? Neden seni öfkelendiren bir olay karşısında bazı insanlar sakin kalabiliyor? Ya da neden aynı olay, iki farklı insanda birbirinden tamamen farklı duygular yaratabiliyor? Belki de bu soruları kendine birçok kez sordun ve cevaplarını dışarıda, insanlarda, yaşadığın olaylarda aradın. Oysa belki de aradığın cevaplar sandığın kadar uzakta değildir.
Belki cevaplar, her gün aynada gördüğün ama yeterince tanımadığın o kişinin, yani kendinin iç dünyasında saklıdır. Kişi cevapları bulabilmek için iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkmalıdır.
Psikoloji, bu yolculukta önemli bir rehber hâline gelir ve kişinin kendi iç dünyasına bakarak sorularının cevaplarını bulabilmesi için yararlanacağı en önemli alanlardan biri olur. Ancak günümüzde psikoloji çoğu zaman yalnızca ruhsal sorunlarla ilişkilendirilen bir alan olarak görülmektedir. Oysa psikoloji bundan çok daha fazlasıdır. Psikoloji, insanın ne yaptığını ve neden yaptığını anlamaya çalışan bir bilimdir. Duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi inceler. Yalnızca dışarıdan görünen davranışlarımızla değil; o davranışların arkasında bulunan, çoğu zaman başkalarının göremediği iç dünyamıza da bakar. Neden böyle düşündüğümüzü, neden böyle hissettiğimizi ve neden belirli durumlarda belirli tepkileri verdiğimizi anlamaya çalışır.
Bu yolculukta psikoloji, karanlıkta kalan noktaları görmene ve daha önce fark etmediğin yönlerini keşfetmene de yardımcı olur. Çünkü insan, kendisini anlamaya başladıkça yalnızca davranışlarını değil, davranışlarının ardındaki nedenleri de görmeye başlar. Bu yüzden psikoloji, yalnızca hayatımızın zor dönemlerinde ihtiyaç duyduğumuz bir alan değildir. Aksine, günlük yaşamımızın içinde sürekli bizimle birlikte var olan ve hayatımızın pek çok alanını etkileyen bir olgudur.
Nasıl ki fiziksel sağlığımız bedenimizin sınırlarını çiziyorsa, psikolojik sağlığımız da zihnimizin sınırlarını ve hayata bakış açımızı şekillendirir. Kendi psikolojisini tanıyan bir kişi; kendi sesini duyar, güçlü ve zayıf yönlerini fark eder, duygularını adlandırmayı ve onları daha sağlıklı yönetmeyi öğrenir. Tekrar eden davranış döngülerini fark eder, ilişkilerindeki tutumlarını anlamlandırır ve davranışlarının altında yatan nedenleri görmeye başlar. Böylece kişi, yalnızca çevresindeki insanları değil, kendisini de anlamaya başlar.
Fakat kendini anlamak her zaman kolay değildir. Çünkü bazen insan kendi iç sesini duyabilecek kadar sessiz kalamaz. Yaşanan olaylar, yoğun duygular, geçmiş deneyimler ve günlük hayatın karmaşası, kişinin kendisine dönmesini ve iç dünyasına bakmasını zorlaştırabilir.
Tam da bu noktada, insanın kendisini daha yakından görebilmesine yardımcı olan başka bir yol karşımıza çıkar: bir psikolojik danışman eşliğinde yürütülen psikolojik danışmanlık süreci. Bu süreç, kişinin kendi duygu, düşünce ve davranışlarını daha yakından inceleyebilmesine olanak sağlayan güvenli bir alan sunar. Birey bu alanda yaşadığı sorunları anlamlandırmaya ve çözümlemeye çalışırken aynı zamanda kendisini de keşfetmeye başlar. Geçmiş deneyimlerini, ilişki kurma biçimini, olaylara verdiği tepkileri, kim olduğunu, neden böyle hissettiğini ve hayatı nasıl anlamlandırdığını sorgulama fırsatı bulur.
Bazen insan kendisine çok yakından baktığı için bazı şeyleri göremez. Psikolojik danışmanlık sürecinde ise kişi, kendi yaşantısına biraz daha dışarıdan bakabilme fırsatı bulur. Daha önce fark etmediği duygu ve düşüncelerini görebilir, kendisiyle ilgili yeni farkındalıklar kazanabilir. Bu nedenle psikolojik danışmanlık yalnızca bir sorun ortaya çıktığında başvurulan bir destek değildir; aynı zamanda insanın kendisini tanıma ve anlama yolculuğunda önemli bir eşlikçidir.
Unutma ki kendini tanımak, yalnızca “Ben kimim?” sorusuna bir cevap bulmak değildir. Aynı zamanda “Neden böyle hissediyorum?”, “Neden böyle davranıyorum?”, “Beni ne incitiyor?”, “Nelerden korkuyorum?”, “Neleri gerçekten istiyorum?” gibi soruların üzerine cesaretle gidebilmektir.
Ve şimdi sana sormak istediğim asıl soru şu: Hayatın boyunca pek çok insanı tanımaya, onların ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlamaya çalıştın. Peki, aynaya baktığında gördüğün kişiyi tanımak için neler yaptın?
Belki de hayatın boyunca dışarıda olup bitenleri anlamaya çalışırken kendine bakmayı erteledin. Belki başkalarının hikâyelerini dinledin, onların duygularını anlamaya çalıştın ama kendi içindeki sesi dinlemeyi unuttun. Belki de artık dış dünyanın karmaşası içinde kaybolmak, bütün cevapları dışarıda aramak yerine bir an durup kendi içine bakmanın zamanıdır. Kendine “Ben gerçekten kimim?” diye sormanın zamanıdır. Çünkü insanın kendisini tanıması, hayatındaki en uzun ama en anlamlı yolculuklardan biridir.
Bu anlamlı yolculukla ilgili Jung bir sözünde şöyle der: “Dışarıya bakan rüya görür, içeriye bakan uyanır.”
Peki, sen kendi içine dönmeye ve kendini gerçekten görmeye hazır mısın? Uyanmaya hazır mısın?

